...

Hacı Bektaş Veli Araştırma ve Uygulama Enstitüsü

Yedi Ulu Ozan

                                                           YEDİ ULU OZAN

 

Nesimi (14. Yüzyıl)

14. yüzyıl Alevi ve Bektaşi edebiyatının önemli isimlerinden biridir. Nesimi’nin hayatı hakkında kesin bilgi yoktur, eserlerinden elde edilen bilgilere göre Türkmen asıllı olduğu söylenebilir.

Seyyid olduğu herkes tarafından kabul edilen Nesimi  iyi bir medrese eğitimi almış, din ve tasavvuf konularında derin bilgi sahibidir. Nesimi’nin Fazlullah-ı HurûfÎ’ye halife olduktan sonra bu inancı yaymak için dolaşmaya başladığı, Azerbaycan’dan sonra Anadolu’ya geldiği bilinmektedir. Ancak Anadolu’da Hurûfî  inancı sebebiyle pek hoş karşılanmamış, daha sonra Halep’e geçen Nesimi oradada benzer sorunlarla karşılaşmıştır. Doğum tarihi bilinmeyen Nesimi’nin 1404 veya 1417 yılında öldüğü bilinmektedir.  Hacer El-Askalani  Enbaü’l-gumr fi Ebnai’l-umr adlı eserinde Nesimi’nin Halep’te deri si yüzülerek öldürüldüğünü söylemektedir. Nesimi’nin türbesi cenazesinin defnedildiği yere değil derisinin yüzüldüğü yere yapılmıştır

Nesimi’nin Türkçe, Arapça ve Farsça yazılmış üç divanı vardır. Mukaddimetü’l-hakayık adlı eseri de Hurûfîliği anlatan önemli bir eseridir.

 

Bir acayîb şaha düştü gönlümüz

Bedr yüzlü maha düştü gönlümüz

Ta ki Fazlullah’a düştü gönlümüz

Uş hakîkî râha düştü gönlümüz

 

Hatayi (17 Temmuz 1487-1524)

Safevî Devleti’nin kurucusu ve ilk şahı olan Şah İsmail, 17 Temmuz 1487’de Erdebil’de doğmuştur. Babası Safevî tarikatının şeyhi Haydar (ö. 893/1488), annesi Uzun Hasan’ın (ö. 882/1478) kızı Âlemşah Halime Begüm’dür. 23 Mayıs 1524’de otuz yedi yaşında Tebriz’de vefat etmiştir. Kabri Erdebil’dedir. İran’da on iki imam Şîa’sının tesisi konusunda kararlı bir yol izlemiş, böylece Kızılbaşların ve sufilerin dinî anlayışında köklü değişiklikler yaparak İran’ın neredeyse tamamen Şiîleşmesini sağlamıştır (Gündüz, 2010: 253-254).

Şah İsmail, Hatâyî mahlası ile didaktik şiirler söylemiştir. Çağdaşlarınca “sâhib-i seyfü’l kalem” diye adlandırılan Şah İsmail, iyi bir devlet adamı ve asker olmasının yanında iyi bir şairdir. Hatayi’nin şiirleri günümüzde Alevi meclislerinde ve cemlerinde okunmaktadır.

Hatayi’nin  Nasihatname, Dehname(Aşuk ve Ma’şuk) adlı eserleri ve divanı vardır.

Elâ gözlü pirim geldi,
duyan gelsin işte meydan.
Dört kapıyı kırk makamı,
bilen gelsin işte meydan. 

Hudey,hudey,demler hudey,
hudey,hudey canlar hudey. 

Ben pirimi hak bilirem,
yoluna kurban oluram,
dün doğdum bugün ölürem,
ölen gelsin işte meydan. 

Hudey,hudey,demler hudey,
hudey,hudey canlar hudey. 

Şâh hatayi der sırrını
meydana koymuş serini,
nesimi gibi derisin
yüzen gelsin işte meydan. 

Hudey,hudey,demler hudey,
hudey,hudey canlar hudey 

 

 

Fuzuli(1480?-1556)

Gerçek adı Mehmed bin Süleyman’dır. Doğum yılı kesin olarak bilinmemekle beraber bazı kaynaklar 1480 yılları dolaylarında Kerbela’da doğduğunu ifade etmektedir. Yaşamı,  gençlik dönemi, eğitimi konusunda yeterli bilgi yoktur. Şiirlerinde Fuzûlî mahlasını kullanmıştır.

Fuzûlî, eski bir Oğuz aşireti olan Bayat aşiretine mensuptur. Hadikstü’s-süedâ ve Farsça Divanı’nın önsözünde ana dilinin Türkçe olduğunu açıkça söylemiştir.

Bütüm ömrü Hille-Kerbela-Necef arasındaki dar bölgede geçmiştir. Fuzûlî, 1556’da Bağdat ve çevresini kasıp kavuran veba hastalığına yakalanmış ve bu hastalık neticesinde Kerbelâ’da vefat etmiş, Hz. Hüseyin’in türbesinin karşısındaki Abdülmümin Dede Türbesi’ne defnedilmiştir. Ömrünün 25 yılını Akkoyunlular döneminde, 26 yılını Safevîler döneminde ve 22 yılını da Osmanlı Devleti döneminde geçirmiş ve Bağdat Osmanlı toprakları arasında iken vefat etmiştir.

Fuzûlî’nin eserlerini Türkçe , Farsça ve Arapça olarak üç başlık altında değerlendirmek mümkündür. Türkçe eserleri divan, Leyla vü Mecnun, Beng ü Bade, Tercüme-i Hadis-i Erbain, Hadikatü’s süeda(Saadete Ermişlerin Bahçesi). Farsça eserleri  divan, Hüsn ü aşk, Enisü’l- kalb, Rind ü Zahid, Risale-i Muamma. Arapça eserleri divan ve Matlaü’l itikat’dır.

 

Basdıkda Kerbelâ’ya kadem Şâh-ı Kerbelâ

Oldu nişân-ı tîr-i sitem-i Şâh-ı Kerbelâ

 

Düşmen okuna gayr siper görmeyüp revâ

Yakmışdı câna dâg-ı elem-i Şâh-ı Kerbelâ

 

A’dâ mukâbilinde çekende saff-ı sipâh

Kılmışdı medd-i âhı 'alem-i Şâh-ı Kerbelâ

 

Dûd-ı dil-i pür-âteş ehl-i nezâreden

Etmişdi perde-dâr-ı harem-i Şâh-ı Kerbelâ

 

Oldukça ömrü râhat-ı dil görmeyip demî

Olmuş hemîşe hem-dem-i gam Şâh-ı Kerbelâ

 

Yâ Şâh-ı Kerbelâ ne revâ bunca gam sana

Derd-i demâdem ü elem-i dembedem sana.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Pir Sultan Abdal (16. Yüzyıl)

 

Asıl adı Haydar olan Pir Sultan Abdal’ın Sivas’ın Yıldızeli ilçesine bağlı Banaz köyünde doğduğu ve burada yaşadığı rivayet edilir. Bugün Banaz köyü Pir Sultan’ın anılarıyla doludur. Köyde onun neslinden geldiğin söyleyen bir aile mevcuttur. Ve burada ona ait bir makam vardır.

Pir Sultan Abdal’ın yaşamıyla ilgili pek çok menkıbevi olay anlatılır bunlardan biride Hızır Paşa ile ilgilidir. Tüm araştırmacılar Hızır Paşa’nın Pir Sultan’ı idam ettirdiği hususunda düşünce birliği içindedirler. Tam olarak ne zaman idam edildiği bilinmemekle beraber kaynaklarda 1548 ile 1570 yılları arasında rivayete göre Hızır Paşa tarafından idam edilmiş olabileceği söylenmektedir.  Ancak tarihi seyirde hangi Hızır Paşa olduğu konusunda mutakabat sağlanamamaktadır.

Pîr Sultan Abdal, dava ve inanç adamıdır. Mensubu olduğu Alevilik inancını taviz vermeden savunmuştur. Bugün o, sadece Alevi-Bektaşi edebiyatının değil Türk halk şiirinin de büyük şairlerindendir.

 

 

Hızır paşa bizi berdar etmeden

Açılsın kapılar Şaha Gidelim

Siyaset günleri gelip yetmeden

Açılsın kapılar şaha gidelim

 

Gönül çıkmak ister, şahın köşküne

Can boyanmak ister, Ali müşküne

Pirim Ali on ik'imam aşkına

Açılsın kapılar şaha gidelim

 

 

Kul Himmet (16. Yüzyıl)

16. yüzyıl Alevi Bektaşi geleneğinin önemli isimlerinden olan Kul Himmet’in hayatı hakkında fazla bilgiye sahip değiliz. Tokat’ın Almus ilçesine bağlı Görümlü köyünden olduğu söylenir  ve türbesi de buradadır. Köylüleri onu, Bektaşi tarikatının Erdebil Tekkesi’ne bağlı Safeviye koluna bağlar.

Kul Himmet Pir Sultan Abdal’ın dervişlerindendir.  Pir Sultan gibi Kul Himmet de Şah İsmail’e, Şah Tahmasb’a, Şah Abbas’a olan sevgisini anlatan şiirler yazmıştır. İnancından ötürü çileli bir hayat yaşamı, zindana atılmıştır. Kul Himmet’in ölüm sebebiyle ilgili kesin bir bilgiye sahip değiliz. Rivayete göre Pir Sultan Abdal’ın ölümünün üzüntüsü onu bu hayattan sır etmiştir.

Alevi inancını şiirlerinde halkın anlayabileceği bir Türkçeyle etkili biçimde ifade etmesi daha hayatta iken Alevi-Bektaşi çevrelerinde büyük şöhret kazanmasını ve şiirlerinin halk tarafından çok beğenilmesini sağlamıştır.  Bu dönemde Kul Himmet mahlasını kullanan bir çok şaira rastlanır, bu onun ne denli sevildiğini göstermekle birlikte şairlerin sıkça birbiriyle karıştırılmasına neden olur.

 

Bugün bize yâr geldi

Gülleri taze geldi

Önünde Kanber ile

Ali Murtaza geldi

 

Ali benim mâhımdır

Kâbe kıble-gâhımdır

Mir’aç’taki Muhammmed

O benim padişahımdır

 

 

Yemînî (16. Yüzyıl)

Hayatı hakkında fazla bilgi yoktur ama 16. yüzyılda Tuna boylarında yaşadığı bilinmektedir. Hacı Bektaş Veli’nin dervişlerinden olan Akyazılı Sultan’ın halifelerindendir. Yemînî Faziletname adlı eserinde kendisi hakkında kısa bilgiler verir. Buradaki bilgilere göre Eğribozlu Hafız adlı birinin oğludur ve asıl adı Mehmed’dir.  Şiirlerinde Yemînî mahlasını kullanır. Hacı Bektaş Ocağı’nda edep erken gördükten sonra seyahate çıkmış, Manastır’dayken Hakk’a yürümüştür. Tarikatı uğruna şehit edildiği rivayet edilmektedir.

Yemînî Faziletname adlı eseriyle tanınır. Bu eserde Hz. Ali’nin erdemleri, savaşlarda gösterdiği kahramanlıklar ile Alevi ve Bektaşi inancının adap ve erkanı anlatılır. Yemînî şiirlerinde Hurûfîlik ve bu tarikatın kurucusu Fazlullah Hurûfî’den de bahsetmesi onun bu tarikata olan meylini ve ilgisini de göstermektedir.

 

 

 

Dediler kî-keramet kânı Haydar
Dayanılmaz derdimin dermanı Haydar

Kamu mü’minlerin kalbinde mihrin
Olupdur dini hem imanı Haydar

Hakk'ın kudreti sende ayandır
Velayet mülkünün sultanı Haydar

 

Cemada dil verirsin emr-i Yezdan
Verir nutkun ölüye canı Haydar

İmamü'l müttekinsin bellü bayık
Erenler merdinin merdanı Haydar

 

Behişt ehline sâki-i ezelsin
Hakk'ın sende erer ihsanı Haydar

Yeminî derd-mende kıl inayet
Dalalette komagıl anı Haydar

 

 

 

Vîrânî (16-17. Yüzyıl)

Ölüm ve doğum tarihi belli olmayan şairin Eğriboz’da doğduğu rivayet edilir. Gölpınarlı’ya göre 1587-1628 yılları arasında yaşayan Şah Abbas’la görüşmüş, buradan hareketle de XVI. yüzyılın ikinci yarısı ile XVII. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşamıştır.

Demir Baba Velayetnamesi’nde Vîrânî’nin Demir Baba’yı ziyaret etmesi ile ilgili ilginç anekdotlara yer verilir. Demir Baba’ya Arap ve Acem diilerini bilir bir kise geldiği ve bir mikdar talipleri ile Rumeli’ye geçtiği, Vîrânî Baba adında gerçek bir şair olduğu ancak gaflet içinde bulunup kutupluk davası güttüğü kaydedilmiştir. O dönemde yüz yirmili yaşlarda olan Demir Baba’nın Vîrânî’yi sınavdan geçirdiği onun icazet isteğine ise ‘’kişi böyle sevdalarda olmamak gerek. Kur’an okurum diye dava kılma, kendini vebale koyma. Kur’an seni okusun, sen Kur’an’a uy. Veliyyullahı inkar ediyorsun. Görür müsün Sure-i Fatiha’da ne kadar harf var. Anlardan geçmeyen veli olmaz. İstersen bu kadar suhufla dört kitabı yutsa kapıdan girmeyen içeride ne var ne idüğün bilmez. Bilen aşık dava kılmaz. Kimse kusuruna kalmaz’’ demesine rağmen Balım Sultan’dan el aldığı için istediği icazeti verir. Demir Baba tekkesinden Otman Baba’ya giderken Karlıova’da Hafız-zade Türbesi’nde misafir olur ve burada vefat eder. Cenazesi buraya defnedilir.

Eserlerinde Hz. Ali’yi öven on iki imamları anlatan methiyeler büyük yer tutar. Onun derin bir Ali sevgisi vardır, ona göre Ali, tanrının ışıyan özünden bir ışık olarak doğmuştur. Bu nedenle ulu ve ölümsüzdür. Vîrânî aruz ve hece vezniyle şiirler yazmıştır, divanı vardır. Ayrıca, Alevi ve Bektaşi’ler için önemli başvuru kaynakları arasında yer alan bir de risalesi bulunmaktadır.

 

 

İstemem alemde gayrı meyvayı
Tadına doyulmaz balımdır Ali
İstemem eşyayı verseler dahi
Kokmazam sünbülü gülümdür Ali

Ali'mdir kadehim Ali'mdir şişe
Ali'm sahralarda morlu menekşe
Ali'm dolu yedi iklim dört köşe
Ali'm saki Kevser dolumdur Ali

Ali vahid şah-ı Resul kibriya
İmam Hasan Hüseyn Şah-ı Kerbela
İmam Zeynel-Aba ol sahib-liva
Büküldü kametim dalımdır Ali

Muhammed Bakır'dır tendeki canım
Ca'ferüs -Sadık'tır dinim imanım
Musa-i Kazım'dır derde dermanım
Varlığım kalmadı malımdır Ali

Aliyyür -Rıza'dır Şah-ı Horasan
Taki ile Naki gösterdi burhan
Hasanül-Askeri mah-ı dırahşan
Yokladım talihim falımdır Ali

Muhammed Mehdi'dir sahibüz-zaman
Oniki İmam'a kul oldum heman
Ma'sum-ı pakandır envar -ı cihan
Esrar-ı Huda'ya alemdir Ali

Virani'yem düştüm şimdi derdine
Vücudum gark oldu çile bendine
Gönül sormaz oldu kendi kendine
Söyler dehanımda dilimdir Ali

 

 

 

 

 

Bu çalışma hazırlanırken şu kaynaklardan yararlanılmıştır; Filiz Kılıç, Alevilik ve Bektaşilikte Yedi Ulu Ozan. Reyhan Keleş, Yedi Ulu Ozan’ın Yedi Sembolizmi. İsmail Özmen, Alevi Bektaşi Şiirleri Antolojisi. Bedri Noyan, Demir Baba Vilayetnamesi. Abdulbaki Gölpınarlı, ‘Nesimi’ İslam Ansiklopedisi. Hasibe Mazıoğlu, Fuzuli’nin Doğum Tarihi Meselesi. Nurettin Albayrak, ‘Virani’ Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları. Mehmet Şimşek, Dede Korkut ve Ahmed Yesevi’den Günümüze Uzanan Alevi Ozanlar.